Ben Nasıl Büyük Adam Olacağım

Herkesin çocukken en büyük hayali büyümektir. Küçükken annemin eteklerine yapışır: “Anne, ben ne zaman 15 yaşında olacağım derdim” de  annem de her seferinde daha var oğlum derdi.. Şimdi bakınca on beşi geçeli bir on beş daha olmuş. Şimdi bir kere daha düşününce hep çocuk kalmak en güzeliymiş diyorum kendi içinde kendiyle tezat yaşayan bir insanoğlu örneği olarak.

İnsan büyüdükçe hayalleri şekilleniyor, değişiyor, farklı kılıklara giriyor ama nihayetinde herkes başarılı olmak istiyor. Bunda çocukken bize çizilen yolların da etkisi var diye düşünüyorum… Çocuklara hep gelecek için bir hedef gösterilirken “oku büyük adam ol” denir, bize öyle denirdi en azından 🙂 Oysa atalarımız ne de güzel söylemiş: “Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa”  Herkes, büyük adam olma hayaline kapılınca o hayalin de pek bir kıymeti kalmıyordu ya neyse.. Biz bu hayaller ile büyüdük, okuduk, çalıştık.  Zaten, o hayallerin devamında üniversitedeyken de hayal yine biraz şekil değiştiriyor bu sefer, büyük adamlık biraz daha ete kemiğe bürünüyor, yönetici olacağım, zengin olacağım gibi düşüncelerde vücut buluyordu. Zaten iş dünyasındaki pozisyonlara bir bakın, tüm başlangıç pozisyonları “uzman” başlığıyla bu hayali okşar niteliktedir. İşe yeni başlayan biri ne yapmış ya da o işi ne kadar biliyordur da “uzman” olmuştur. Zaten sonrasında, hayata atılınca, evinin bahçesinden ilk defa sokağa çıktığında donup kalan bir çocuk misali donup kalıyorsak hayat karşısında biraz da bu zamansız gelen “uzman”lıktan, çabuk gelişen “büyük adam”lıktan kaynaklanıyordur…

Bu noktada bir şarkı geliyor hemen aklıma.. Zaten şarkının adı yazımın da başlığını oluşturuyor. Pinhani, benim yukarıda yazıya dökmeye çalıştığım düşüncelerini az ama öz bir şekilde notalara dökmüş ve ben nasıl büyük adam olucam diye sormuş:

“Görmezdim önümü görmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim adımı bilmezdim aradım her şehirde aradım
koştum dere tepe aştım dolaştım

kimin uğruna , ne uğruna

Herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

sevmezdim okulu sevmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim oyunu bilmezdim denedim her şekilde denedim
denemekle olmadı zaten yenildim

kimin uğruna , ne uğruna

herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

ben nası büyük adam olucam….”

İnsan ister istemez bu soruyu soruyor kendine.  Bu yazıya benzer bir yazıyı 3 sene evvel 2009 krizinde asker dönüşünce iş ararken yazmıştım bir blogda (krizgünlüklerinde ) O zaman, gerek kriz ortamı, gerekse o artamda iş aramanın verdiği psikolojik bunalım halleri ile son derece karamsar bir yazı yazmıştım.. Hatta şimdi okurken tebessüm ediyorum. Hafiften Küçük Emrah’a ile bağlamışım 🙂 O zamanı gözümün önüne getirdiğimde kandırıldığımı, yıllarca boşuna dirsek çürüttüğümü düşünüp isyan ediyordum sessiz sessiz.

Şimdi tekrar geriye dönüp baktığımda biraz daha farklı bakabiliyorum olaya.. Evet, yine kandırıldığımızı düşünüyorum. Zira hayatta hedef “büyük adam” olmak olmamalıdır. Öğretmenlerimiz bize hep okuyun üniversite kazanın çok büyük adam olacaksınız, çok paralar kazanacaksınız derdi. Yalan… koca bir yalan diyorum şimdi..Hedefler daha insani ve daha manevi olmalıydı.. Gerçekleştirildiğinde insana haz verecek hedefler olmalıydı. İnsan mutlu olduğunda hayır daha mutlu olmalıyım demez ama para kazandığında daha çok kazanmalıyım der.. Bir yerde o hedef kişiye hiçbir zaman yetmez ve sonrasında tatminsizlik, mutsuzluk başlar.. Sonrası da zaten genel de bir yıkım olur.

Pollyannacılık oynayacak değilim tabi. Mutlu olmak karın doyurmuyor, insanın mutlaka kendine koyduğu maddi hedefler olacaktır. Sonraki adımlarda da o hedef hep büyüyecekti. Bu noktada mühim olan ne yapıyor olursanız olun yaptığınız işin bir anlamı olması, size birşey katmasıdır. Severek yaptığınız iş sizi mutlaka bir gün güzel bir yere götürecektir. Evet götürdüğü yer bir şirketin tepesi olmayabilir ancak huzurlu bir evin kapısı olacaktır. Bu da başlı başına büyük bir olaydır.

Sözümü hazır bu kadar bahsetmişken Pinhani’nin şarkısı ile bitireyim.. Aslında yazıya başlarken yine Küçük Emrah modunda bir yazı yazmayı planlamıştım ama gidişatı pek öyle olmadı galiba 🙂

Ama sanki bir ara televizyonlarda bir hayli meşhur olan Dayı karakterinin söyleyeceği tarzda bir sözle bitirsek de fena olmaz:

“Mühim olan büyük adam olmak değil yeğen, adam olmak adam”

Not: Görsel http://www.razorleaf.com adresinden alınmıştır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


Comments are closed.